Salı, Aralık 31, 2013

arkadaşlar


pat dam smyth, friends

beyaz cennet




michel berger, le paradis blanc

"Comme dans mes rêves d'enfant. Comme, comme, comme avant. Parler aux poissons et jouer avec le vent. Comme dans mes rêves d'enfant. Comme avant"

naifin yılbaşı eğlencesi

Naifin gizli yılbaşı eğlencesi şudur: annenle babanın yanında kalırsın. yani arkadaşlarınla çıkmak güzel olabilir  ama annenle babanla kalmak iyi hissettirir. eski günlük, defter ya da okunmamış bir kitap bulursun. Ocak ayının ilerleyen günleri için plan yaparsın.

hava soğuksa, battaniye altında omuzlarını ısıtırsın. şanslıysan, ısıtıcın da vardır. biletine bakarsın eğer alma şansın olduysa… çayını yudumlarsın. daha önce hiç dokunmadığın yeni kitabı yavaş yavaş, acele etmeden, iştahla karıştırıp uzaktaki kardeşini düşünür, mutlu olması için dua edersin. uzaktaki herkesin mutlu olması için... mesaj atmak aklından geçer, kontörlerini ya da rahatsızlık vermemeyi düşünürsün... yok olanları düşünürsün. bir ara, eski yılbaşları aklına gelir hüzünlenebilirsin ama... ilerisi var. bu yüzden, her koşulda, la vita e bella’daki gibi umutlusun. çamur içinde de olsan....

bir film ya da dizi bulursun. kitabını sağ yanına koyarsın. şamanlar sandalye sevmez (en azından ben). anneannenle kocababan gibi yatak üzerinde bağdaş kurup, yaşam enerjin açık oturursun. evrenle birleştiğini düşünerek ruhunun; nefes alıp içine çekersin. mutluyum dersin çünkü mutlu olup olmamak sana bağlıdır. bok gibisindir. ama mutlu olmak istersen olacağını bilirsin. her şey baktığın gibi görünür aklın varsa... gücünü topla. .. ooo yeni bir yıl hikayesi daha başlıyor. bakalım bu yıl neler yaşanacak? sağ kalçana dayadığın kitabın kapağını açmadan, kalçanın içindekileri okuyup okumayacağını merak edersin. Çayını alır, bir psikiyatristin gizli defteri’nin üzerine koyarsın. o senin çay altlığı kitabın'dır. kapağındaki çay lekeleri yaşadığını anımsatır. onun üzerine bardağını koyup içmek, hiç bir mücevherle değiştiremeyeceğin bir hazdır... gezi’de yılbaşı kutlamak için kafalarında baretlerle sokağa çıkanları düşünürsün, bu yıl farklıydı, yalnız olmadığımızı gördük dersin. hapishanedekileri, hastanedekileri, çalışanları, açları, tokları düşünürsün... kocaman bir dünyadayız dersin. aklına yazdığın kitaplara, senaryolara, boyadığın tablolara devam edersin.... hiç birini yapmadan... işin güzel tarafı da budur. beyninde, sana özel fantastik bir alan. orada sana kimse dokunamaz. bundan güzel bir yeni yıl kutlaması olur mu? belki biri kafanın içine girmeyi başarabilse ya da sen onun gizli dünyasını hacklesen... hmm, belki o?! herkese kendi güzel dünyasında kendi istediği gibi bir yaşam dilersin.  

1 ocak 2014 sabah 01.30
evrim
sessizbulut

2014 dileğim

herkese kendi güzel dünyasında, kendi istediği gibi yaşadığı bir yıl diliyorum.

Pazartesi, Aralık 30, 2013

uyan garip uyan

Ölümlü bir dünyada, 
bizi yine ölümle korkuta - biliyorlar?

Korkmasan yaşar mısın daha, 
Yaşatabilir misin en sevdiğini 
bir sonsuza?!

e.
sszblt
30 aralık 2013


Mirror


lil wayne, mirror ft. bruno mars

güzel beautiful


eminem, beautiful

Tanrı, şeytan ve kukla

Eğer kaderimizi biz yöneteceksek, seçimlerimiz elimizdeyse, bir Tanrı ve şeytan olacaksa, o işi başkasına bırakmam; kendi hayatımın Tanrısı da, şeytanı da ben olurum. 

Korkmuyor muyum? Korktuğumda, sonuç değişiyor mu? Senin cennetinin biletini kim nerede kesiyor? Sana, mutluluğunu ve mutsuzluğunu kim hediye ediyor. Önünde kul durduğun kapını kim açıyor?


Ben o kapıyı kırıp içeri giriyorum. 


Köle olmak ve korkmak istemiyorum.  


30 aralık 2013

evrim
sessizbulut

Aşkı Yıkmak

Üzgün değilim. Geçmişte, bir erkeği kendimden çok sevdiğim günler oldu. 
Aşkı yıktım bugün. Şimdi, her şey çok güzel. Şimdi, çok güçlüyüm.  

İkimizden biri ölecekse, bu sen ol. Üzülecekse biri, sen üzül.
Aşk Tanrısının iyi huylu olduğunu ve sevenleri koruduğunu kim söyledi. 

Gerçek karmaşık bir örgüdür. Aşık olan ölür. Köle olmamı mı istiyorsun sana? 

Ben özgürüm. Sen öl, sen yıkıl, sen üzül. 

30 aralık 2013
evrim
sessizbulut



Perşembe, Aralık 26, 2013

Yol

...
Işığa giden yol karanlık görünür,
ileri giden yol geriye gidiyor gibi görünür,
dosdoğru olan yol uzun görünür,
gerçek güç zayıf görünür,
gerçek saflık lekeli görünür,
gerçek metanet değişken görünür,
gerçek duruluk belirsiz görünür,
en büyük sanat pek sade görünür,
en büyük sevgi kayıtsız görünür,
en büyük bilgelik çocukça görünür.
...

Tao - Te - Ching, Lao Tzu, 

Yol ve Erdemin Kitabı 41. Bölümden.


e. 
sessizbulut
26 aralık 2013


Çarşamba, Aralık 25, 2013

merak edyrm


zincirimi tutan

ne tuttuğunun farkında mı?

e. 
sszblt

25 aralık 2013


marla

uyuşturucuyu bırak
hayatı kullan. 

daha yüksek 
kafa. 

e. 
sszblt


ağır-laşma

anlatmaya çalıştıkça
ağırlaşırsın ya... 


e.
sessizbulut
(kendime)

25.12.2013

çocukluk aşkı


Dali

Pazartesi, Aralık 23, 2013

ayrıntı

aşırı benciller, öfkeliler ve korkaklar dünyadaki bütün ayrıntıyı kaçırırlar. hepimiz bazen öyle yaparız. yaptık.

e. 
sszblt
11 Ocak 2011

Pazar, Aralık 22, 2013

Keanu Reeves


Keanu Reeves, 47 Ronin.

Furious Angels


Rob Dougan, Furious Angels

Hamal

Selam, dedi.
Ne istiyorsun? dedim.

"Hiçbir şey" istemedi.

Şüphelendim.

e. 
sszblt

Öyleleri

Suçunu itiraf eden
Kötü sahibi var mı
Kendine?

Karşılaşırsan,

Bana da söyle.

e.
sszblt.


Cumartesi, Aralık 21, 2013

Salı, Aralık 17, 2013

ölmek için


ölmek için - dört x dört

aslında


aslında, dört x dört.


sınır

hayatın sınırlarını, bilgiden çok tahammül belirler.

evrim
sessizbulut
(14 Mayıs 2013)

.

güç

"Kendini kontrol edebilen biri, başkalarını kontrol eden birinden daha güçlüdür,"
Lao Tzu

...

"Yarayla dalga geçer, yaralanmamış olan" William Shakespeare.

mobby - why


Perşembe, Aralık 05, 2013

çok özel

biri, burada, harikalar yaratmış... 

http://www.liliminidreamfactory.com/

aptllk

birini kırdığım için üzüntü çekiyorsam
nedeni, onunla uzlaşmayı becerememenin verdiği çaresizlik ve aptallıktır. 

sadece psikopatlar, verdikleri acı yüzünden üzüntüye kapılmaz. kalbi olan biri, bir başkasını kırdığında kendi içinde açılan yarayı "haklıydım" savunusuyla kapatamaz.

e. sszblt.
5 aralık 2013

Çarşamba, Aralık 04, 2013

amazonun bildiği

sevdiği kadına tapmayan erkek aptaldır. 


Kötü Luke!

"Biri seni düşünmeden kırdığında, onu kırmamak için çabalasan da, eninde sonunda, bir gün, sen de gidip onu kırarsın... " 

Kötü Luke.





4 aralık 2013
e. sszblt.

Salı, Aralık 03, 2013

R & J


Dire Straits Romeo and Juliet

Pazartesi, Aralık 02, 2013

arctic monkeys 2013


Arctic Monkeys 2013 (not mine)


arctic monkeys


Arctic Monkeys Live Apollo Concert 2007 (not mine) 


Pazar, Aralık 01, 2013

Cumartesi, Kasım 30, 2013

bir aralık


that happy ends...  they never show.

ekonomi

mesafe koymuyorum.
ekonomi yapıyorum.


                                                                                           hikâyenin başını utandıran
                                                                                            sıkıntı, harcanmışlık ve pişmanlıktan

sessizbulut
evrim gürel
bir aralık 2013




Perşembe, Kasım 21, 2013

dünyanın ve ülkemin hali notu

sevdiğim bir söz, her şeyi açıklıyor: 

"Göz, yalnızca zihnin kavramaya hazır olduğu şeyleri görür.Henri Bergson.

Gözün görmesi için içeri ışık almak yetmiyor.  
Zihni açmak, doğru bakmak gerekiyor.
Bir şeye saplanan adamın zihni açık o l m a z.
Umarım hepimiz kendimizi ve durumları değerlendirirken hayata daha dikkatli bakarız.

Suçlamaları bırakıp, herkes için iyi olanı bulmalıyız. çünkü hepimiz her an biraz körüz kendimize, hayat ve başkalarına karşı.

e.

21 Kasım 2013
Perşembe

Pazartesi, Eylül 16, 2013

Pazar, Temmuz 07, 2013

biz bu dünyaya

biz bu dünyaya iyi bir niyetle geldik:

"ışık, sevgi ve aydınlık için"

dünyada yepyeni ve iyilik dolu bir anlayışın ışık, sevgi ve aydınlıkla yeşerdiğini görmek için.

karanlık ışığı belki biraz itebilir. ama engelleyemez.

bu dünyaya ışık, sevgi ve aydınlık indi. dünyada artık iyi niyet hüküm sürecek. 

ışık, satırla kesilmez. 

ssszblt
e.

Pazartesi, Haziran 17, 2013

Sizin Tanrınız Yaşıyorsa, Bizimki Öldü! If Yours Still Alive, Our God Dead!


If you hold on to your beliefs and you say it's in God's name that you torture people, than our GOD IS DEAD!
(In the name of  Tengri "Allah" I believe)

Eğer yaptığınız işkenceler için Tanrı'yı, Allah inancınızı sebep gösteriyorsanız o halde bizim TANRIMIZ ÖLMÜŞTÜR!
(Allah'ıma, Tengri'me olan tüm inancımla) 


"Bu ülke hepimizin! tek başınıza kural koyamaz, tek başınıza sahiplenemezsiniz!"
"This country belongs to all of us, you cannot have it for yourself or rule it disregarding us!"


evrim
sessizbulut

Pazar, Haziran 16, 2013

Yağmur


Bir yağmur dileğim var. Gökyüzüne bırakıyorum. Yarın, gerçek olsun. Herkese eşit dağıtılacak özgürlük, barış, uzlaşma ve sevgi istiyorum. 

Bizim çocukluğumuzun içine; bu ülkenin sikindirik zamanlı sıkıyönetimleri, mahalleli abilerimiz sokakta birbirlerini farklı karşı anlayışları için (gavur bandrollu) vururken, her gün çokça etmişti. Ben o hiç çocuk olmayanlardanım. Bomba sesleri, cinayetler, silahlarla büyüdüm. 

Aslında çocukluk diye bir şey yoktur. Çocuksun diye bastırıldığın bir süreç vardır. Bittiği için memnunum. Bitmesi zaman aldı. 28 Mayıs 2013'de herkesle birlikte büyüdük! 

Bizi, sıkıyönetimden beri, bu ülkenin güzel karışık kültüründen uzak tutup  bebe beşiğine koyanların "yasak" "yapma, etme, gitme, deme, söyleme"lerinden .. "öyle dersek böyle yaparlar" "sindirilmiş ve korkaklıklarından" bıkmış biri olarak... yıllardır gördüğüm "aklı selim insanlar seli" rüyasının, gerçeğe dönmüş olmasından çok memnunum. Ama bu memnuniyetin, bana, hipotalamusumun verdiği ilkel bir istek karşılama güdüsü olmasını istemem. O yüzden artık herkesin evlerine dönüp, düşünmesini istiyorum. 

Aklıma gözlemlediğim ve duyumsadığım hayattan bana düşen bir not geldi: "Anlamak varsa vardır, yoksa yoktur, ortası yoktur!" "Zamanı gelmemişe gördüremez, anlamayana anlatamaz, anlamıyorsan anlatılamazsın!"

Bu 20 günde, aklım, eskiden beri takılı olduğu sorulara hala takık. Herkesin cümlelerini, tonlarını, tepkilerini ve davranışlarını gözlemliyorum. Elimden geldiğince egomu işin içinden sıyırmaya dürüst, tarafsız olmaya çalışıyorum. Herkes gibi. Lütfen, herkes kendi sonucuna tek başına ulaşsın. Birileri ve bir şeyler için yeterince kullanıldık!

"28 Mayıs ile 17 Haziran arası olanları, dilerim, dünya tarihini kalemleri ve kelamları arasında esir tutanların yönlendirilmiş sözleri ile yorumlamaya, görmeye, çözmeye kalkamazsın. "

Sanırım cidden birilerinin iddia ettiği gibi foton çağına girdik. Elimizde çok fazla olay "foto"su var. İnsanlar, her şeyi kendi gözleri ile görmeye daha yakın. Aynı ölçüde, doğru bakmazlarsa, sadece görmek istedikleri gibi görecekler. Herkesin kendi doğrusu vardır. Her göz bebeği kendi bakış açısından bakar. Ya bundan daha doğal ne var? Karşındaki sadece başka bir insan! 

Herkes her durumu farklı değerlendirir ya. Yine öyle oluyor. Bazıları, hayatı "ezberletildiği gibi" yaşar. Güvenlidir. hepimizin öyle anları, durumları vardır. Benim de, senin de (itiraf et, senin de!). Bazıları, her şeyi reddeder. Her şeyi. Bazıları, dengeyi arar. 

Bazılarında kendi hayatını, iyi ve kötüsüyle, arayıp el yordamı ile bulacak cesaret vardır. Tam 20 yıldır arkalarından küfrettiğim ve "ulan dünya tarihini okumuyor ibneler, mp3 ve poster manyağı bunlar, sevişgen armutlar" gibi tasniflerle kalıplaştırdığım 85+ kuşağından, cidden tek tek özür dilemek isterim. Ama yalnız değildiler. Yanlarında biz de vardık. 70 ve 60 sonrası, hatta ne diye işi yaşla sıkıştırıyoruz. Her yaştan herkes. 

Bu ülkede, ezber konservesi yemekten bıkmış, slogana ve öğretilere doymuş, ayrımcılıktan, sıkıyönetimden, koyun yerine konulmaktan, kullanılmaktan ve barkodlanmaktan sıkılmış, "Ben bir bireyim, benim düşüncelerim, haklarım, özgürlüklerim var, en azından anayasama göre öyle! bana da fikri danışacaksın!" diyen aklı selim her yaştan insan... ilk kez, plansızca bir araya geldi. Lütfen bu planın ardında, Tengri'den başka birini aramayın. Sokaklara dökülen  "özgür irade beyanımız" plansız bir dışavurumdan ibarettir. Ne de olsa,  bahar gelmişti ve yaptıklarınız yıllardır siz ve sizden öncesinden beri canımıza tak etmişti! Siz bizim, sanatçılarımızı, fikir liderlerimizi, yazarlarımızı, askerlerimizi, inandığımız her şeyi yakıp yıkmak için bir süredir çok fazla plancı davrandınız.

Birileri, içlerinden geldiği gibi davrandı ve içlerinden geleni cidden sadece bu amaçla söyledi. 50 kişi, Taksim Gezi Parkında kesilen ağaçlara (ki aylardır haberlerini takip ediyorduk, parkın oradan kaldırılması istendiği ile ilgili anlık bir şey değil! Orası bizim "balkonumuz, nefes köşemiz, es'imiz kardeşim!) cidden kalpten tepki koymak istedi. 

Kim derdi ki, polis insanlar (onlar aslında insan ama görevleri gereği unutturuluyorlar, ki bu saçma bir durum), politikacı insanlar (onlar da aslında insan ama görevleri gereği yozlaşıyorlar, ki bu saçma bir durum) birlikte, bizim seçimle kendilerine (kesinlikle ben vermedim) verdiğimizi söyledikleri (insanlarca yazılmış cümleleri hukuk denen birlikte yaşamı düzenleyen kurallar vesaire, bak hepsi iyiye evrilebilir şeyler, hepsini biz yaptık, yaptığımız ve taptığımız ve uğruna birbirimizi deştiğimiz putlar, görüyor musun?) hak ile Gezi Parkını, doğayı, özgürlükleri, özgür irade ve kentlilik bilincini savunan (son döneme hızla pata küte çıkartılan kanunlar, yasaklar, zamlar, saldırılara gösterilen tepkisizlik, oldubittiye getirilenler eklenince) minik bir gruba insanlık dışı bir şekilde saldırır? Ama saldırdılar! Gelip insanlar, gitmiyor diye, öldürücü silahlarla (gaz) insanlara karafatma muamelesi yaptılar?

Niye, 2013 yılında, başka yolu yok muydu? 

Her bardağın bir taşma anı ve dolma kapasitesi vardır. Bu topluluklar için de geçerlidir.  Politikacılarımız, Geziye minik bir ziyareti çok görmeyip, kendi insanları ile 5 dakikalık bir sohbet edip, sonraki günlerde çıkan mahkeme kararı gereğince de, "Tamam, burası park kalsın! Zaten her yeri betonlaşmış Taksim'in yeşil alana ihtiyacı var!" deselerdi (içlerinden de biz zaten sattığımız memleket alanlarından yediğimiz paralara doyduk!, diye geçirselerdi) bunların hiçbiri olmayabilirdi.

Özetle, birileri, basit bir özgürlük isteği karşısında şiddet yerine iletişime başvursaydı, bu iş çözülürdü. Yıllarca, iş kendilerine gelince, özgürlük arayışlarını ve anlayışlarını dillerden düşürmeyenlerden söz ediyorum. 

Bu noktada "." durmak istiyorum. 

İnsanların, artık evlerine çekilip, ellerini başları arasında alıp düşünmesi gereken şeyler var:
- Kim? Neyi? Nerede? Neden? Nasıl yaptı? Kim gördü? Ne dedi?

Herkes aynı cümleleri kurar. 
Farklı niyetlerle.

İnsanlar arasındaki fark; neyi neden yaptıkları ve bunu bilişleri ile ilgilidir.

Bir grup insan, kendinin dünyaya diğerlerini "yönetmek, yönlendirmek ya da kurtarmak, yok etmek" gibi amaçlarla geldiğine inanır. Benim için hangisi olduğu fark etmiyor. Sonuç olarak hepsinin tek bir ortak noktası var; kendilerinden başka birinin varlığı üzerinde o ya da bu niyetle hüküm sürmek istiyorlar.

Özgürleşmek isteyen insanın, bu insanlar tarafından kurtarılmaya, yok edilmeye, kullanılmaya ihtiyacı yoktur. 

Özgür olan birey, bir takıma, gruba, partiye, güce ait olmak zorunda değil. Biz kendi omuzlarımız üzerindeki başı kendimiz kullanabiliriz. Biz nerede oturacağımıza, neyi sevip sevmeyeceğimize kendimiz karar veririz. ve bunu başkalarına açıklamak zorunda değiliz. Ve siz bizim yaşam alanlarımızı, sırf oy aldınız diye tepemize gelip, biz size satılmışız, sizin köleleriniz olmuşuz gibi değiştiremezsiniz....

Ve birileri, araya girip, bizim ve sizin aranızda, ara buluculuk da yapamaz. Çünkü biz hepimiz bu dünyada kendi bünyemiz, varlığımız, beynimiz ile bulunuyoruz. Hepimizin kendi irademiz var. Sizin kelimelerinize ve liderliğinize de ihtiyacımız yok. 

Biz ancak, kendi sivilleşme ve hayati ihtiyaçlarımız için birer grup oluruz. Bunu kullanmaya da hakkınız yok. Biz sizin, ego tatmin süreçlerinizin kölesi ya da egonuzun tatbik araçları değiliz. 

Yani sizi, başka bir görüşten olduğunuz için değil (siz bu davranış biçimini solcu, sağcı, devrimci olarak da gösterseniz fark etmezdi) bizi köleleştirmeye ve kullanmaya çalıştığınız için sizle anlaşamadığımızı söylüyoruz.

Ve siz, bizi anlamak istemiyorsunuz. 

Sizin parmağınızda, bir yüzük var. 

Yüzük, herkesin parmağında olabilir. Sizler, o yüzüğün peşinde, kendinizi kaybederken, biz yüzüksüzler, hayatı tüm basit ve sıradan, doğal hali ile, kendimiz gibi yaşamak istiyoruz.

Lütfen birileri bize bir şey öğretmekten artık vazgeçsin.

Lütfen, iletişime geçin.

Kazanmak istiyorsanız, şu temel fizik formülünü ya da matematiği hatırlayın. İki cismin birbirine geçebilmesi ya da ortak bir alanı paylaşabilmesi için ikisinin de kendi bünyesinden ya da kapladığı alandan ödün vermesi gerekir. Fikirler için de süreç aynı şekilde işler.

Kendinizden vermeden, karşı taraftan alamazsınız. 
Vermeden, alamazsınız.  

Birilerini anlamak ile ilgili süreç de aynıdır.
Dinlemeden, anlatamazsınız. Dinlemeden anlayamazsınız. Anlatmadan anlaşılamazsınız. Dinlemeleri, dinlemeniz, anlatmanız, anlatmaları gerek. 

Sanırım, Ekim'in sorusunun yanıtı da budur (Bu insanları kazanamaz mıyız? demişti Twitter'da). Dünyada birinin tek başına başka birini kazandığı "tek bir vaka" örneği yoktur. İletişimde, sosyal paylaşımda, kazanım ve kaybediş daima karşılıklıdır. Çünkü iletişim varlığı ve tanımı gereği (ve anlaşılmak) karşılıklı olagelen bir şeydir. tek taraflı olan şeye, iletişim denmez. Mesaj bildirimi denir. Duvara mesaj atışı ya da Mesaj Squash!

Kazanmak için, ciddi bir kaybetme sürecine ihtiyaç var. Ezberletilmiş algılar ve karşılıklı oluşmuş ön yargılardan. herkes birbirine Gezi Parkındaki ağaçlar ve hayvanlar muamelesi yaparsa belki olur!

Ama sanırım, hepimiz birbirimizi biber gazı sanıyor,
birbirimize sadece biber gazı sıkıyoruz!

İlk gazı başbakan sıktı!

İnsanlar, özgür iradelerini açıklamak istedikleri için, şiddete başvurmadıkları halde, kendi memleketlerinde, öldürüldüler ve şiddet gördüler. emri, onları yıllardır "özgürlük" isteklerinin takipçisi olduğunu duyuran biri yaptı! 

Ardından, meetinge, miting ile karşılık verdirerek, sanki sokaktakiler AKP karşıtı imiş tablosu çizilmeye çalışıldı. Hayır, biz sadece siz yöneticilerin görüşüne, davranışına karşıyız. Siz bir sol parti de olsanız fark etmezdi! 

Konu sizin yaklaşımınız ve sadece sizden yana olan bakışınız ile ilgili... Siz, seçmenlerinizi öne sürerek, bizi birbirimize düşürüp sonra da buna diş mihrak süsü veremezsiniz. Seçmenlerinizden bir kısmının, sualsiz bağlılığına güveniyorsanız, her karanlığın bir sabahı vardır. Eski bir şaman atasözüdür. 

Ağaçların ahı tutar. Doğa, yaptıklarınızın karşılığını verir. Her gecenin bir sabahı vardır ve ne ekerseniz onu biçersiniz!

Yağmur yağdı. Yarın, herkesin zihni, barış, uzlaşma ve ışık dolsun. 
Uyanışınız, sakin ve sonsuz olsun. 


evrim
sessizbulut
17 Haziran 2013


Vaka çözümlemesi notu "Böyle geldi böyle gider" diye bir şey yoktur. 

Pazartesi, Haziran 03, 2013

Devrime olan inancım

devrimi sana hep başka anlattılar değil mi? 

devrim yıkmak ve karşı olmak, düşman edinmek değildir. 

devrim aslında tek başına yapabileceğin çok basit ve sevgi dolu bir şeydir.
anlaşmaktır, iyi niyetli, sevgi dolu, barışçıl, insancıl olmaktır. 

"ben devrimciyim, sen kimsin?" "ben hayatımı ve hayatını devrim için kana bulayacağım, kurban edeceğim"  değil, "iyiye evrilmektir" devrim.
İlle de silahlanman, ülke yıkman, adam öldürmen gerekmez.

sadece düşünebilir ve istediğin şeye kendi başına dönüşebilirsin.

köşesinde otururken seni devrim için kana bulamak isteyenleri bir de bu kulakla dinler ve kendi kararını verirsin...

benim için devrim, dilediğim gibi düşünmek ve yaşamak özgürlüğüne (başkalarına zarar vermeden) sahip olmak demektir.


benim için devrim, tarihi, kitapları, dini, kendi aklımla okumaktır. 

senin için devrim, sensin. 


sessizbulut / evrim


Cumartesi, Haziran 01, 2013

Her şeyin hikâyesi, The story of eveything

Ağaçlarla başladı...               It has all begun with the Trees
Politika ile değil...                 Not with the politics
Biri zulmederken...               When one torturing
Diğeri "barış ve sevgi" derken...  Other asking for love and peace...

İşte buydu, her şeyin hikâyesi... This was the story of everything!
Hayatta.....                                In life   
Her zaman her şeyi bastırıp, ezemezsin.... You cannot constantly stop and tyrannize everything.




hiç kaşılaşmadığım, tanımadığım ama aynı ruhu ve kalbi paylaştığım iki insan. 
two people I have never seen and know but I am carrying the same soul and heart in, with.
(the second part of her story is here - o hikayenin devamı burada... http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23670661.asp)


http://www.medyafaresi.com/fotogaleri/taksim-olaylari_2906_47062.html linkinden ve başka linklerden Twitter'dan (special thanks to JACK DORSEY) alınmıştır. 


sessizbulut / evrim
1 Haziran 2013

Çarşamba, Mayıs 29, 2013

Ağaçkakan

Doğuştan bir ağaçkakandı
Brother Louie.
Genetiği gereği,
Ağaçların göbeğini
Gagasıyla kakarak
Deşmesi gerekirdi.

Dışarıdan kötü görünen
Ona göre suç değildi.
Anlamak gerekti,
Öyle yapmasa,
Hayatta kalamayabilirdi.

"O ağaçları kessek ne olur? 
Milyonlarcasını diktik" dedi.

"Bu adamın kafasını kessem ne olur?
Bir sürü yeni doğan var!
der gibiydi. 


Aşağıdaki eski melodi, abimize bünyesinde doğuştan eksik olan bir şey için gelsin; "kendinden başkasını anlamak, başka canlılara değer ve yaşam hakkı tanımak. Empati."

düşünebilmek senden başkası yerine de yani....

(28 Mayıs 2013, Taksim Gezi Parkında hala ağaçlar varken)








Pazar, Mayıs 19, 2013

19 Mayıs

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!  

evrim

Cumartesi, Nisan 27, 2013

iz in



her şeyi  belirleyen sensin.

sszblt
27 nsn 2013

sevgi

bir yumruk 
aşağılama
terk ediş

ya da  küfür
değildir.


sessizbulut
27 Nisan 2013
i     i
  y
       

olması zor değil.
zorken kolay değil.



sessizbulut
26.Nisan.2013

Çarşamba, Nisan 17, 2013

en kötü

kaderin en kötü huyu
zamanlaması.

sessizbulut.

svdgm şylr

bana iyi gelen;

sabahın kör hali,

kirletilmemiş ilk güneş
dokunulmamış deniz.

çok yakınımda,
çok uzak olman.

özümü bndn iyi bilmen

bir kalbin, bencillikten sıyrılıp yumuşaması
başka birini gerçekten anlamak için dinlemek.


emrindeki kelimeler.

deli gibi kalmak isterken
sevmek yüzünden vazgeçip gitmek, 


sahip çıktığın kendin
koruduğun benliğin,

sade kendi acısını dinlemeyen 
her halden anlayan insan hali,

bir teklif gibi önüme konan
hiç bilmediğim güzel yemekler,

karanlığa sessizlikle geçip
kalbimin sol yanına sukutla yerleşmen

kalmanı istemek,
gideceğini bilmek.

yasak bir inanca göbekten bağlılık

benzersiz ve cesur bir yürek


safça tembellik hakkına saygı 

tutkuyla bağlı olduğun hayaller uğruna ölecek gibi olmak

yine de hiçbir şey yapmadan durabilmek

ayakkabımı bağlamak için eğilmen

jön yerine gelen komik palyaço



oyunun içinden çıkan sürpriz çiçekler



git dediğimde kalman ve izinle gelmen..


yaşamın her halini denemek istemek


mutlu etmeyi bilmen.


satırlara her gün bir yenisini ekleyebileceğimi bildiğim halde

vazgeçmek zorunda kalmak.


asla sahip olunamayacak olman,

ve söyleyemediklerim,


sessizbulut
17 Nisan 2013